19 Temmuz 2011 Salı

BEN DÜNYANIN EN AKILLI İNSANIYIM

* Güneş ben sıcağım derse asla ukala olmaz.
* Birileri doğduğumuzda bize sivrisineğin sevimli bir hayvan olduğunu söyleseydi, şimdi bir çoğumuz evde sivrisinek besliyor olurduk...
* Bütün insanlar dâhi olarak doğarlar. Ancak bazıları bunu fark eder ve biz yüzyıllarca tek farkı 'fark etmek' olan insanları konuşur dururuz...
* Yetenek dedikleri, tembeller için iyi bir kamuflajdan başka bir şey değildir...
* Çaresizlik adama ampul icat ettirir. ("Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım" dediğimde dostlarım bana: "Maden bu kadar akıllısın neden sen de Edison gibi, Einstein gibi, Newton gibi... Bir şeyler icat etmiyorsun?" dediler. Ben de onları haklı buldum... Ama galiba biraz yanlış anlamış olacağım ki, ben ampul icat etmek yerine Edison icat etmeye karar verdim.)
* Daima en iyi ol! Anıların bile ürkütsün insanları. Geldiğin gibi gitme. Geçip giderken, tozu dumana kat. Hayatını anlatılanlarla değil, bildiklerinle yaşa... Bir şeyi yaparken en iyisini yap! Cehennemde bile en iyi sen yan! 


Ben dünle ilgilenmem, sadece bugün ve yarınla ilgilenirim. O yüzden sana bir özgeçmiş değil bir özgelecek sunabilirim sadece…

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Derdi Olan Neylesin

“Celâdet ve adaletin timsâli Yavuz Sultan Selim (rahmetullahi aleyh), Mısır Seferi’nden sonra fethettiği beldede adâlet ve otoriteyi tesis için, bir süre kalmak ister. Bunun için hazırlıklar yapılır ve padişahın otağ-ı hümâyunu kurulur. Sultanın çadırını temizlemekle vazifeli kadınlardan biri, akşamları çadıra dönen Yavuz’u o gün ilk defa yakından görür ve o andan sonra onun sevgisiyle yanmaya başlar. Zamanla bu sevgi, bir sevdâ olur Mısırlı kadının yüreğinde. O, düştüğü derdin çaresizliğini bilir; fakat bununla birlikte çâre aramaktan geri durmaz.
Bir cuma günü Koca Yavuz çadırdan çıktıktan sonra bir tanıdığına yazdırdığı kâğıdı, sultanın yastığının yanına iliştiriverir.
Kâğıtta; ‘Derdi olan neylesin?’ yazmaktadır.
Sultan, gece istirahatına çekildiğinde yastığının yanında bulduğu kâğıtta yazılı bu ümitsiz cümleye, bir karşılık yazıp yastığının altına bırakır. Kadıncağız sabah, ‘Acaba sultan cevap yazdı mı?’ heyecanıyla -belki de biraz ümitle- yastığın altına bakar ve kâğıdının arkasına bir şeyler yazılmış olduğunu görür. Sırdaşına okuttuğu bu notta,
Derdi olan söylesin!’ yazmaktadır.
Kadıncağız en azından derdini anlatabileceği düşüncesiyle biraz da olsa sevinir, ümitlenir bu cümleyle. Fakat padişahın celâdeti onu korkutmaktadır. ‘Şîrlerin pençe-i kahrında lerzân olduğu’ Koca Yavuz’a böyle bir şey söylemek kolay mıdır?!.. Bu defa kadın,
‘Korkuyorsa neylesin?’
yazılı bir kâğıt bırakır sultanın yastığının altına ve ertesi günü sabırsızlıkla bekler. Ertesi sabah yine yastığın altına heyecanla bakar; sultanın kaleminden çıkan,
‘Hiç korkmasın, söylesin!’
yazısını görünce kadının ümidi biraz daha artmıştır. Hiç olmazsa kendini yakıp kavuran derdini söyleyecek, kabul görmese de, derdinden bir nebze olsun kurtulacaktır. Kadıncağız bütün cesaretini toplayıp akşam sultanın gelme vaktinde çadırın girişinde bekler. Birazdan Koca Yavuz, bütün haşmetiyle görünür; hâlinden, duruşundan kadının kendisine bir şeyler söylemek istediğini fark eder: ‘Söyle!’ der kadına. Edeble el-pençe duran kadın titremeye başlar ve dizlerinin bağı çözülür. Padişah gür sesiyle ikinci defa ‘Söyle!’ deyince, kadın, heyecanından sadece; ‘Efendim!’ der ve gerisini getiremez; Koca Sultan’ın celâdetinden duyduğu heyecanla yere yığılır ve ruhunu oracıkta Rabb’ine teslim eder. Herkesi bir telâş ve heyecan sarsa da, gözler Koca Yavuz’dadır. Meseleyi günlerdir hisseden Yavuz’un bu tablo karşısında yüreği yanar, gözleri dolar ve şöyle der:
‘Hakîkî âşık odur ki, sevdiği uğruna kalbi dursun!”

10 Nisan 2011 Pazar

Güzel bir pazar
Günlük güneşli bol oksijenli...
Evde kısılıp kalmak hayatına işkence etmeye benziyor
Kopamadığımız zincirler, önyargılar...
Ne çok şeyden uzaklaşmak istediğimi fark ettikçe almayı ertelediğim kararlar geliyor gözümün önüne !
Karar vermekten daha ne kadar kaçabilirim bilmiyorum
Neye inat ettiğimi neye dayandığımı bile bilmiyorum.
Boşlukta asılı kalmış duygular beynimi kemiren düşüncelere inat
Kararsızlık uçurumunun başında dikiliyorlar.
Aşağısı ne kadar derin ne kadar uzak hiç bilmiyorum
Arkamda kalanlar ne kadar uzak ne kadar ulaşılması güç hiç bilmiyorum
Orada öylece o uçurumun kıyısında dikiliyorum
Gözlerim bile kapalı
Ne arkama ne aşağıya ne karşıya
Hiçbir şeye bakmıyorlar
gözkapaklarım yorulmuş...
Uzun bir hayat yaşadığımı düşünmüyorum
25 seneye sığdırılmış bir ömür
Pek çok insanın yetinmeyi bileceği bir hayat
Benim istediğim neydi ki !
Bir uçurumun kenarında öylece umarsız dikiliyorsanız eğer
Ve gözleriniz bile kapalıysa
Ne için geç kalındığının nerede yanlış yapıldığının veyahutta neleri kaçıracağınızın 
Hiçbir önemi yoktur artık .



29 Mart 2011 Salı

aşk üzerine

‎"Aşkla bakmak, yürekle bakmak demektir..
Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir..."

(İskender Pala)